Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2016 Pazar

Süveyş Krizi ve Birleşik Krallık




    Süveyş Krizi / Suez Crisis. Birleşik Krallık'ta 'Üçlü Saldırı', İsrail'de 'Kadesh Operasyonu', Arap dünyasında ve uluslararası politika da 'II. İsrail-Arap Savaşı' olarakta bilinir.





    

    Mısır'ın Süveyş Kanalı'nı tamamen kamulaştırmasının ardından, Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail'in, Mısır'a karşı düzenlediği askeri operasyon. ABD tarafsız kalmış, SSCB ise Mısır'dan tarafa açıkça destek vermiştir. 

    Çatışmanın sonunda, Anglo-Fransız-İsrail ittifakı kesin askeri zafer kazanmasına rağmen, siyasi başarısızlığa uğramıştır.



Krizin Temeli ve Öncesi: 1888-1952


    Kızıldeniz'i, Akdeniz'e bağlayan Süveyş Kanalı'nın inşaatına Eylül 1859 yılında başlandı. Kanalın mimarı Suez Canal Company / Süveyş Kanal Şirketi'ydi. Bu şirketin yönetimi Mısırlıların elinde olsa da hisselerinin yarısından fazlası Britanyalı ve Fransız yatırımcıların (yatırımcı olarak hükümetlerinde payı vardı) elindeydi. 

    Kanalın yapımı Kasım 1869 Tarihinde tamamlandı. Hint Okyanusu - Akdeniz - Atlantik ticaretine büyük yenilik getiren kanal, beraberinde yıllarca sürecek siyasi ve ekonomik sorunlar getirdi.



Süveyş Kanalı Yapımı


    

    1888 Yılının Ekim'inde İstanbul'da, Britanya, Almanya, Avusturya, Fransa, İtalya, Rusya, Hollanda ve Osmanlı arasında ilk antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre kanal, tüm devletlere savaş ve barış zamanında savaş ve sivil gemilere açık olacaktı. Osmanlı İmparatorluğu ise bu antlaşmanın uygulanmasından sorumluydu.

    İlk başta adil görünen bu antlaşma zamanla uygulanamaz oldu. Britanya İmparatorluğu, 1880 yılından itibaren Süveyş Kanal Şirketi'nde ki yatırımlarını arttırdılar ve Fransızlardan ve Mısırlılardan da hisse satın aldılar. Britanya'nın, Mısır üstünde giderek yükselen siyasi ve ekonomik etkisi ile kanal, 1900'lü yılların başında fiilen Britanya'nın kontrolüne girdi.

    I. Dünya Savaşı'nın başlaması ile Mısır yönetimi, Mısır Sultanlığı ile Osmanlı'dan bağımsızlığını ilan etti. Fakat bu tam bağımsızlık ilanı değildi. Mısır Sultanlığı, Britanya İmparatorluğu'nun vassal devleti oldu. Böylece kanalın tüm yönetimi Britanya'ya geçti. Kanal, Mihver gemilerin tamamına kapatıldı.

28 Ekim 2016 Cuma

I. Dünya Savaşı ve Britanya - Bölüm 2: Savaşın İlk Yılı 1914





    1914 Yılı patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Devletler, barışı bir seçenek olarak görmedikleri gibi savaşı zorunluluk olarak görüyorlardı. İttifaklar tamamlanmış, planlar yapılmıştı. Sadece küçük dahi olsa bir sebep, bir provokasyon bekleniyordu.







    Beklenen sebep, sanıldığının aksine Almanya-Fransa üzerinden değil, Balkanlar'dan geldi. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliaht Prensi Arşidük Ferdinand 28 Haziran 1914'te, Saraybosna'yı ziyareti sırasında Sırp Milliyetçisi Gavrilo Princip tarafından vurularak öldürüldü.

    Avrupa aradığı sebebi bulmuştu. 

    (Bkz: I.Dünya Savaşı ve Britanya - Bölüm 1: Savaşın Öncesi)



Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Franz-Ferdinand

    Arşidük Ferdinand'ın öldürülmesi haberi tüm Avrupa'yı şoke etse de ülke yönetimleri bunu bekliyordu. Britanya istihbarat servisi olan Secret Intelligence Service / Gizli Haberalma Servisi, Londra'ya 1913 yılından itibaren bir Sırp ayaklanmasının yakında olduğu bilgisini gönderiyordu. 

    Şubat 1914'de, SIS'in lideri Sir Mansfield Smith-Cumming'in, hükümete bildirdiği 'Balkanlar' raporunda; Sırp Milliyetçilerinin, Habsburg Hanedanına yönelik bir saldırı düzenleneceği bildiriliyordu. 


Sir George Mansfield Smith-Cumming. Britanya İstihbaratının modernleşmesinde ki en önemli isimlerden oldu.


    
   Ardından bunun gibi raporlar çoğaldı fakat Kraliyet Hükümeti'nin bu suikasti tetiklediğine dair bir kanıt yoktur. Ayrıca SIS'in Balkanlar'da ki gücü 1914 yılında ciddi anlamda kırıldı. Bunun sebebi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun, SIS'in Çek azınlığı kışkırttığına dair somut kanıtlar elde ettiği iddiasıyla güçlü bir kontra-espiyonaj yapmasıydı.

    Her durumda bu suikast ülke yönetimlerinde beklenen bir 'işaret fişeği'ydi.

    Viyana, Arşidük'ün öldürülmesinden açık bir şekilde Sırbistan'ı sorumlu tuttu ve çok ağır bir nota kararı aldı. Fakat Rusya'nın beklenen tepkisi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu Almanya'dan destek almaya mecbur kıldı.

    İki dışişleri bakanlığı 4-22 Temmuz tarihleri arasında görüşmeler yaptı. Almanya savaş saatinin geldiğini anlamıştı. Yapılan görüşmelerin ardından Sırbistan'a ağır nota verildi.

    Bu notada, Sırbistan'ın eylemi kınanıyordu. Eğer Sırbistan bu eylemin arkasında değilse, 1 ay içerisinde ordusunu terhis etmeli, topraklarının bir kısmını doğrudan, Avusturya-Macaristan'a bırakmalı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu askerlerinin ülkeye girmesine izin vermeli, Kralın tahttan feragat ederek, monarklığa Habsburg Hanedanından birinin getirilmesini derhal kabul etmeliydi.

    Elbette tarihte böyle bir nota görülmemişti ve bu notadan çok bir savaş sebebiydi. Sırbistan notayı sert bir dille reddetti. 



Sırbistan Krallığı Kralı Peter-I. Avusturya-Macaristan notasına çok sert ayrı bir bildiri ile cevap vermişti.


    48 saat sürenin ardından, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Sırbistan'a savaş ilan ettiğini duyurdu.

    30 Temmuz'u 31 Temmuz'a bağlayan gece, Rusya İmparatorluğu İmparatoru Çar Nikolay-II, genel seferberlik ilan etti. Bu karar alınmadan önce Rusya da, Britanya ve Fransa elçilerinden destek almıştı. 

    1914 yılının Nisan ayında Almanya, Rusya'nın genel seferberlik ilanını açık bir savaş nedeni olarak göreceğini deklare etmişti ve Rus seferberliği haberi, Rusya'nın Almanya Büyükelçisi tarafından teyit edilince, 1 Ağustos 1914 Tarihinde Rusya'ya savaş ilan etti.

    Birleşik Krallık gelişmeleri yakından takip etti ve tüm müttefiklerine 'Bağımsızlık Garantisi' verdi. 1 Ağustos'ta tüm sivil gemiler, donanmanın emrine alındı. Kraliyet Hükümeti, Almanya'ya ve Avusturya-Macaristan'a protesto notaları gönderdi. 3 Ağustos'ta 'Savaş Ekonomisi' yasası parlamento da onaylandı ve bir savaş kabinesi kurulması kabul edildi. 



Lord Henry Herbert Asquith. Nisan 1908 - Aralık 1916 Tarihleri arasında Birleşik Krallık Başbakanı.


    Fransa, 1 Ağustos'ta genel seferberlik ilan etti ve Almanya'ya olan tüm sınır kapılarını kapattı. Ayrıca sert bir protesto notası gönderdi.

    Almanya buna karşılık olarak 2 Ağustos'ta Lüksemburg'a, 3 Ağustos'ta Fransa'ya savaş ilan etti. 

    Alman Genelkurmay'ı, daha önce tasarladığı Schlieffen Planı'nı uygulamaya koydu. Bu plana göre Almanya, Rusya ve Fransa ile iki cephede savaşması kaçınılmazdı. Böyle bir savaş Almanya için zorlayıcı olacaktı ve hatta yenilgi ile sonuçlanabilirdi. İki cepheli savaş yerine, Almanya, Rus cephesinde daha küçük birlikler bulunduracaklardı. Rus Ordusu tarihin her döneminde büyük ama yavaş ordularla hareket etmişti. Ayrıca, Rus Ordusu Almanya'ya karşı harekete geçmeden önce, öncelik olarak Avusturya-Macaristan kuvvetleri ile karşılaşması gerekiyordu. Alman Ordusu'nun bu durumlardan sonra ciddi bir şekilde Rus Ordusu ile karşılaşması için 90-100 günlük bir süre hesaplandı.

    İşte Almanya, Schlieffen Planı'nın bir parçası olarak, tam bu noktada 39 gün içerisinde Fransa'yı saf dışı bırakacaktı. Bunun içinde kuvvetli istihkamlı Alsace-Lorraine bölgesine saldırmak yerine, Flanders düzlükleri (Belçika) üzerinden geçerek Fransa'yı kuzeyden işgale başlayacaktı. Alsace-Lorraine bölgesinde ise sahte bir saldırı yapılacak ve hemen ardından ufak bir geri çekilme ile birlikte savunma yapılacaktı. Kuzey saldırısı karşısında Fransız Ordusu kuvvet kaydıracak ve bölünecekti. Eğer Fransızlar kuvvetlerini bölmezse, ordunun bir kısmı Paris'i alacak, esas kısmı ise Fransız kuvvetlerini arkadan kuşatacaktı. 

    Plan bizzat Alman Genelkurmay Başkanı Feld Marshall Alfred von Schlieffen tarafından tasarlanmış ve askeri çevrelerce kesin kabul görmüştü. 



Feld Marshall Alfred von Schlieffen.


    Lakin planın ilk aksiliği Feld Marshall Alfred von Schlieffen'in Ocak 1913 yılında hayatını kaybetmesiydi. Von Schlieffen'in, göre planın en önemli noktası Britanyalılara karşı sağ kanadın tutulmasıydı. Bu o kadar önemli bir noktaydı ki, General Erich Ludendorff'un hatıralarına Von Schlieffen'in son sözlerinin 'Unutmayın, sağ kanadı her zaman güçlendirin' olduğunu yazdı. 

    Planın uygulaması ise Almanya için tam bir başarısızlık oldu. Bir grup askere göre, Belçika savaş ilan edilmeksizin derhal işgal edilerek plan uygulanmaya konmalıydı diğer bir gruba göre ise Belçika'nın tarafsızlığı ihlal edilmemeli önce, ordunun geçiş izni istenmeli buna bir cevap verilmezse veya reddedilirse savaş ilan edilmeliydi. 

    30 Temmuz - 3 Ağustos tarihleri arasında Alman Genelkurmay'ı bu mesele üzerine yoğunlaştı. Ardı ardına gelen savaş ilanları, İmparator Wilhelm'i bizzat harekete geçirdi. 3 Ağustos günü, Belçika Kralından geçiş izni istedi.

    Belçika Krallığı Kralı Albert-I, günümüzde dahi Belçika'nın en uç siyasi düşüncülerine sahip olanlar için bile saygı duyulan bir isimdir. Tahta çıktığında Kongo'nun durumun iyileştirilmesi, halkla olan sıcak diyaloğu ve savaş sırasında ordusunun başında bulunarak, Marshall-King / Mareşal Kral olması, Kral Albert-I tarihin en başarılı monarklarından biri yaptı. 



Belçika Krallığı Kralı Albert. Avrupa'nın ve Dünya Tarihi'nin, klasik 'Kurtarıcı-Asker Kral' geleneğinin son temsilcilerindendi.

    İmparator Wilhelm'in isteğini kesin bir dille reddetti ve seferberlik ilan etti. Ayrıca bizzat Birleşik Krallık Kralı George-V, daha önce hükümetinin verdiği garantiyi yeniledi. Aynı gün Birleşik Krallık hükümeti de, Belçika'ya güvence verdi. 

    Yine aynı gün Britanya Ordusu'nun öncü birlikleri gemilere binerek Belçika'ya doğru yola çıktı.

    Almanya için yapılacak birşey kalmamıştı. Yeteri kadar zaman kaybedilmişti. 4 Ağustos'ta, Alman Ordusu, Belçika'ya girdi.

    4 Ağustos 1914 Tarihinde Birleşik Krallık, Almanya ve Avusturya-Macaristan'a savaş ilanında bulundu. 

    Birleşik Krallık savaşa hazırdı. Savaş ekonomisi planı olduğu gibi uygulandı. Şirketler, askeri fabrikalara işçi verdi, kadınlar askeri fabrikalara alındı. Ordu seferberlik emri yayınlandı. Gıda, ilaç ve giyecek malzemelerinde orduya öncelik veren geçici yasa çıkarıldı. 

    Karaborsacılığı, casusluğu, toplumsal olayları engellemek ve kaos ortamını önlemek amacıyla olağanüstü hal yasası çıkarıldı ve polis kuvvetlerine geniş yetkiler verildi.

    Savaş Kabinesi hemen kurulamadı. Bunun yerine Başbakan Asquith, muhalefetten önemli isimleri kabineye aldı. Savaş Kabinesi 1915 yılında kurulacaktı. Fakat bu hükümette savaşın başında planlı ve koordine hareket etmeyi başardı.

    Britanya Ordusu, Ağustos ayında 300.000 gönüllü erkeği, Eylül ayında ise 450.000 gönüllü erkeği silah altına aldı. Ülke de küçüklü-büyüklü 218 asker alım merkezi kuruldu. Eğitim birliklerinin sayısı ise 34'tü. Bu sayı savaş sonunda 73'e çıkacaktı. 

    Asker alım, savaş ekonomisi, günlük hayatın şekillendirilmesi ve cephede ki savaş, önceden planlandığı gibi gitti. Kral ve hükümet uzun süreli bir savaş beklemese de uzun süreli bir savaş planı yapılması ve uygulamaya konması savaş sırasında, Birleşik Krallık'ı en organize ülke yapacaktı. 

    Alman Ordusu, General Alexander von Kluck ve General Karl von Blöw komutasında Belçika'ya girdi. Liege'ye doğru yönelen Alman ordusu 5 Ağustos'ta şehrin girişine saldırdı. Plana göre şehrin 12-13 Ağustos'ta alınması gerekiyordu. 



Schlieffen Planı


    
    Fakat, Kral Albert-I ordu komutasında bizzat bulunuyordu ve Belçika Ordusu eşi benzeri görülmemiş bir direniş gösterdi. Kralın direniş harekatının amacı, Fransız ve Britanya kuvvetlerini olabildiğince çabuk bölgeye gelmesi amaçlıydı. 

    Alman Ordusu 2-3 günlük bir gecikme ile Liege'yi aldı fakat Belçika Ordusu her yerde direnmeye devam etti. Almanlar 20 Ağustos'ta Brüksel'e girdi. Aynı gün almayı planladıkları Namur'u ise 23 Ağustos'ta aldı. 

    Belçika hükümeti, Fransa'nın Le Havre bölgesine gitti. Fakat Kral Albert-I, ülkeden ayrılmayı reddetti ve ordusunda ki tüm kuvvetleri ile Belçika'nın güney-batısındaki Ypres kentine çekildi ve burayı 'kale' ilan etti. 

    Kral Albert-I'in bu direnişi savaşın daha başından tüm seyrini değiştirdi. Direniş karşısında Almanların planı 5-7 gün aksamıştı ve bu sürede Feld Marshal Sir John French komutasında ki British Expeditionary Force / Britanya Seferi Kuvvetleri, Mons'a gelmişti.




Britanya Seferi Kuvvetleri Komutanı Feld Marshall Sir John French

    Britanya Ordusu bir karşı taarruzla Almanları durdurmayı planlasa da Almanlar geç kalan planı telafi etmek üzere ilerleyişlerini hızlandırdılar.

    23 Ağustos 1914'te, Britanya ve Alman kuvvetleri ilk kez karşı karşıya geldiler. Sabah 8'de başlayan Mons Muharebesi her iki taraf için de zorlu oldu. Almanlar da, Britanyalılar da saldırı halindeydi. Her iki tarafında 2000'e yakın kaybı oldu.

    Alman Birliklerinin takviye edileceğini gören Sir John French, 24 Ağustos gecesinde geri çekilme emri verdi ve bu tarihten sonra tarihe 'Great Retreat / Büyük Ricat' olarak geçen süreç başladı.

     26 Ağustos 1914 Tarihinde, Britanya kuvvetlerini takip eden Alman kuvvetleri, Le Cateau bölgesinde yeni bir saldırı başlattı. Feld Marshall Sir Horace Smith-Dorrien komutasındaki Britanya Ordusu da, Alman saldırısına karşı-taarruzla cevap verdi. 

    Fakat akşam saatlerine doğru Britanya kuvvetleri ve takviye amaçlı bölgeye gelen az sayıda Fransız kuvvetleri geri çekildi. 




Le Cateau'dan çekilen Britanya kuvvetleri


    Yine aynı gün Grand-Fayt bölgesinde, Britanya-Fransız kuvvetleri Almanlar tarafından pusuya düşürüldü. Müttefik kuvvetler büyük bir kayıp vermeden geri çekilmeyi başardı.

    27 Ağustos 1914'te Alman Ordusu, Müttefik Kuvvetlerinin geri çekilme harekatının düzenli bir çekilme olduğuna karar vererek kuvvetleri, Etreux'da çembere almaya denedi. Alman generaller Von Kluck ve Von Bülow'un da bizzat cephede bulunmasıyla gerçekleştirilen saldırı, daha ilk aşamasında başarısızlığa uğradı. Daha ileri de ki müttefik topçu kuvvetinin ateşi ve Britanya Ordusu'nun çember harekatı düzenleyen Alman tümenini kesmesiyle harekat Almanlar için başarısızlıkla sonuçlandı.

    Bu muharebe ve Cerizy şehrinde Almanların başarısız bir denemesinden sonra, Müttefik kuvvetleri ile Almanların arasında ki mesafe açıldı. Böylece Britanya-Fransız kuvvetleri mevzilenmek için altın zaman kazandı.

    1 Eylül 1914 Tarihinde Sir Dorrien aradaki farkı açmak ve zaman kazanmak amacıyla Nery'de bir sahte karşı-taarruz düzenledi. Alman Kuvvetleri bunu beklenen karşı-taarruz olarak görmesiyle harekete geçti ve tuzağa düşerek topçu ateşinin ortasına düştü. Alman taarruzu durdu ve Müttefik kuvvetleri mesafeyi 2 katına çıkardı. 

    Bu tarihten itibaren Ypres'de bulunan Britanya Kuvvetleri ve geri çekilen kuvvetler arasında ki bağlantı koptu. Aslında Ypres'te ki birlikler daha rahat konumdaydı. Çünkü denizden takviye ediliyorlardı ve burada ciddi bir Alman tehdidi yoktu. Alman kuvvetleri geri çekilen Müttefik Kuvvetleri izliyor ve Paris'e doğru yürüyordu.

    Fransızlar ise bu sürede, Kral Albert-I'in direnişi ve Britanya kuvvetlerinin sistemli geri çekilişi ile birlikte Alsace'da ki bölgelerinden çekilmişti. Ayrıca Alman Kuvvetleri, Quentin Muharebesinde ki taktiksel yenilgi ile Fransa-Belçika arasındaki bağlantıyı kopararak Ypres'i kuşatma altına alamadı.

    Böylece Schlieffen planı başarısızlığa uğramıştı. 

    Yine de Almanlar savaşın başında Belçika'nın Ypres bölgesi dışında ki tamamını ve Fransa'nın kuzey/kuzey-doğu bölgesini işgal etmişti. Paris'in 21 km kuzeyine kadar yaklaşmışlardı.

    Alman Genelkurmay'ı için yapılacak tek şey, Marne'ye çekilmiş ve burada toplanmış Müttefik Kuvvetleri'ni yenerek Paris'i almaktı. 

    I. Marne Muharebesi 7-12 Eylül 1914 Tarihlerinde gerçekleşti. Savaşın en kritik muharebelerinden biri oldu. Britanya-Fransız kuvvetlerinin toplam kuvveti 1.075.000, Alman kuvvetlerinin toplam kuvveti 1.500.000'e yakındı. 

    Britanya Ordusu, Marne Nehri'nin güneyinde, müttefik ordusunun sol kanadını oluşturuyordu. Orta ve sağ kanatta Fransız orduları vardı. Almanlar da 3 büyük ordu halinde 3-4 Eylül 1914 Tarihlerinde Marne Nehri'ni geçti. 



Marne Nehri'nin güneyinde, Paris'in 21 km uzağında Alman Ordusu'nu bekleyen Fransız kuvvetleri.


    
    Bir Alman Kolordusu ise Nehri geçmeden, Paris'in kuzeyine yöneldi. Bu kolorduyu, Fransız kolordusu karşıladı.

    Alman Ordusu'nun komutasında General Von Bülow ve General Von Kluck vardı. Britanya Ordusu'nun komutası ise Feld Marshall Sir John French'e aitti.

    Alman kuvvetleri ağır topçu ateşi ve ardından dalgalar halinde Müttefik Orduya taarruza geçtiler. Alman Genelkurmay'ı 3-4 gün içerisinde, Britanya-Fransız kuvvetlerini yarmayı düşünüyordu. Lakin Sir John French sadece 4 gün gibi kısa bir sürede sert bir savunma ağı örmüştü.

    Muharebenin ilk 2 günü denge savaşı olarak gerçekleşti. İki tarafta birbirine üstünlük sağlayamadı.

    8 Eylül sabahı Alman General Von Bülow, bu direnişi kırmak ve doğrudan Paris'e girmek için, komutasında bulunan ordunun sol kanadını, Paris'e doğru kaydırdı. Bu ordunun tam karşısında Britanyalılar bulunuyordu ve Von Bülow'a göre saldırmaları mümkün değildi.


    Sir John French tehlikenin farkına vardı ve Alman Ordusu'nun daha batıya kaymasını fırsat bilerek, Von Bülow'un ve Von Kluck'un birliklerinin tam arasına saldırdı. 2 Alman Ordusu'nun arasında ki mesafe 30 Km'den fazla açıldı ve iletişim neredeyse koptu.




Marne Muharebesi



    

Alman Komuta heyetinde ki General Von Moltke, Müttefik Ordusunun ulaşım imkanlarını kırmak amacıyla 8 Eylül'de bir hava saldırısı başlatmıştı. Bu bir ölçüde başarılı oldu ve demiryolu hattında ciddi yarılmalar oluştu. 

    Bu saldırının akşamında yeni veya güneyden gelen askerleri cepheye göndermekle ile görevli olan Fransız General Joseph Gallieni bir kararname çıkarttı.

    Bu kararnameye göre askerler cepheye gitmek için Paris'te ki tüm taksilere el koyacak ve cepheye gidecekti. O gece tam 650 taksiye el konuldu ve askerler cepheye ulaştırıldı. 

    Aslında taksilerle cepheye varan askerler, cepheye gitmesi gereken askerlerin sadece %3'lük bir kısmıydı (4000+ asker). 

    Fakat bu olay Paris'te, Fransa'da, Britanya'da ve tüm Müttefik Kuvvetler de büyük bir coşku ve beraberlik duygusu oluşturdu. Bu olay tarihe 'Marne Mucizesi' olarak geçti.



Cepheye asker taşıyan taksiler. Cepheye bu taksilerle giden askerlerin 3000'den fazlası savaşın sonuna kadar hayatını kaybetti.


    Cepheye yeni gelen Fransız askerlerinin de desteğiyle, Britanya kuvvetleri Almanları sol kanattan bir kuşatma harekatına girişti. Bu harekat aslında tamamen düşmanı panik havasına sokmak için yapılmış bir hamleydi. Çünkü Britanya-Fransız saldırısında ki toplam kuvvet Von Kluck'un kuvvetlerinin %20'si kadardı. 

    Hamle işe yaramıştı. Birbirleriyle bağlantısı kopan iki Alman komutanların ikisi de 9 Eylül'de geri çekilme emri verdi. Müttefik Kuvvetleri ile 3 günlük vur-kaç çatışmalarının ardından, Almanlar önce Marne'nin kuzeyine sonra da Aisne nehrinin kuzeyine çekildiler. 

    I. Marne Muharebesi savaşın ilk büyük muharebesiydi ve kesin Müttefik zaferi ile sonuçlandı. Müttefik Kuvvetlerinin ölü ve yaralı sayısı 263.000, Almanların ise 256.000 kadardı.

    Marne'de ki zaferin ardından 13 Eylül 1914 Tarihinde Müttefik Ordusu, Aisne Nehri'nin kuzeyinde konuşlanmış Alman Ordusu'na karşı bir taarruz başlattı. 

    Bu taarruzu, Sir John French istemiyordu. Fakat Avusturya-Macaristan Ordusu'nun, Rus Ordusu karşısında ki büyük mağlubiyeti ve geri çekilme ile Marne'de kazanılan zafer Londra ve Paris'te savaşın Noel'e kadar bitirilmesi ve Mihver Devletlerin barışa zorlanması algısını oluşturdu.

    Aisne Muharebesi 28 Eylül'e kadar devam etti. Almanlar çok sert bir direniş gösterdiler ve Müttefik Kuvvetleri defalarca püskürttüler. 

    Bu muharebe sırasında iki ordu da siper kazmaya ve siperlerini daha da güçlü tahkim ettiler. Aisne Muharebesi I. Dünya Savaşı'nın siper savaşına dönüştüğü muharebe oldu. 

    Sir John French, saldırıyı 28 Eylül Tarihinde sonlandırdı ve iki ordu burada 4 yıl sürecek bir siper savaşına başladılar.

    22 Eylül'de bir diğer muharebe Picardy bölgesinde başlamıştı. Fransız ve Alman kuvvetleri 4 gün boyunca birbirlerine üstün gelemediler ve siper savaşına başladılar.

    Fransız kuvvetleri 1-4 Ekim Tarihlerinde Arras'ta başka bir taarruza başladıysa da bu muharebe de siper savaşına döndü.

    13 Ekim 1914 Tarihinde Sir Horrace Smith-Dorrien komutasında ki Britanya kuvvetleri Armentieres mevkinde bir taarruza başladılar. Bu taarruzun amacı, Alman kuvvetlerini bu bölgede yarmak ve Brüksel'e kadar püskürtmekti. Böylece Alman mevkilerinde büyük bir yarılma oluşacak ve ikiye bölünen Alman Ordusu kuşatılacaktı.



Sir Horrace Smith-Dorrien


    Saldırı 19 Ekim'de takviye kuvvetlerle daha da yoğunlaştırıldı fakat Almanlar aynı sertlikte bir direniş gösterdiler. Muharebe 2 Kasım 1914 Tarihinde durduruldu. İki tarafta bu cephe de birbirlerine üstün gelemediler.

    19 Ekim 1914 Tarihinde, Dünya Savaşı'nın en kanlı muharebelerinden olan I. Ypres Muharebesi başladı.

    Ypres, Belçika'nın elinde kalan son topraktı ve Kral Albert burada müttefik kuvvetleriyle birlikte Temmuz'dan beri direniyordu. Almanlar büyük bir saldırı başlatmamışlar ama sürekli tehdit halindeydiler. 

    Ypres Muharebesi iki taraf için de hayati öneme sahipti. Almanlar son Belçika şehrini alıp, Belçika kıyılarını güvence altına alarak Britanya'nın Manş ve çevresindeki deniz üstünlüğünü kırmak istiyordu. Böylece, Britanya anavatanına karşı bir çıkarma harekatı gerçekleştirilebilirdi.

    Birleşik Krallık için ise Almanların bu planını önlemek ve bunun yanında Alman mevzilerini yararak, Almanları tüm cephe boyunca kuşatmak hedefti. 

    Britanya, Fransa ve Belçika Ordusunun toplam kuvveti 4.400.000 kadardı. Alman Ordusunun kuvvetleri ise bu sayıdan 1 Milyon asker daha fazlaydı. Fransız Ordusuna General Joseph Joffre, Britanya Ordusu'na Sir John French ve Belçika Kuvvetleri'ne ise Kral Albert-I komuta ediyordu. Almanların komutası ise Marne ve Aisne'den son değişmişti. Moltke, Von Bülow ve Von Kluck, İmparator Wilhelm tarafından azledilmişler ve başka görevlere atanmışlardı. Alman Ordusu'nun komutasında Erich Von Falkenhayn ve Max Von Fabeck vardı.




General Erich von Falkenhayn


    Fransız kuvvetleri, Ypres şehrinin kuzeyinde, Alman 4. Ordusu'nun saldırısına, Britanya kuvvetleri de Alman 6. Ordusu'nun saldırısına karşılık verdi. Belçika Ordusu'nun küçük bir kısmı şehrin içinde büyük kısmı ise tüm cephe de konuşlandı.
    
    Bu muharebe de ilk defa büyük toplar kullanıldı. İki tarafta hava, deniz ve kara unsurlarını bu muharebe de kullandı. Hava ve deniz üstünlüğü daha savaşın 3. gününde Müttefik Kuvvetlerin tarafındaydı. Almanlar için geriye kalan tek seçenek kara saldırısı ile Müttefik Kuvvetleri Ypres'den atmak ve onları Cherbourg'a kadar püskürtmekti.



I. Ypres Muharebesi


    Alman Topçu ateşinden sonra ilk muharebenin ilk gerçekleştiği yer Langemarck oldu. 21 Ekim'de şehrin kuzeyinden başlayan saldırı, çok sert Belçika-Fransız direnişi ile karşılaştı. Alman kuvvetleri, her bir adım için yüzlerce askerini kaybetti. Von Falkenhayn saldırıyı 7 gün planlamıştı ama sert direniş karşısında 24 Ekim'de durdurdu.

    Diğer bir mevkii, şehrin doğusunda Gheluvelt bölgesiydi. Almanlar 28 Ekim'de, Britanya kuvvetlerine karşı saldırıyı başlattı. İlk iki gün kuzeyde ki gibi sert bir direnişle karşılaşmadılar. Çok yavaşta olsa ilerlediler. Fakat Britanya kuvvetleri ağır kuvvetlerini Zandvoorde bölgesine hazırlamıştı. Ağır toplarını da Alman keşif uçaklarından saklamayı başarmıştı. 30 Ekim'de Almanların menzile girmesiyle başlayan ağır top ateşi ve tahkimli savunma Alman kuvvetlerini durdurdu ve ertesi gün gelen karşı saldırı ile muharebenin başladığı noktaya gelindi. Burada da müttefik kuvvetleri zafer kazanmıştı.

    1 Kasım'da Nonne Bosschen'de başlayan başka Alman saldırısı, Belçika-Fransız kuvvetleri tarafından 9 Kasım'da durduruldu.

    Bu tarihten itibaren iki taraf ta 22 Kasım'a kadar küçük saldırılarla birbirlerini yokladılar ama iki tarafta üstünlük sağlayamadı. 

    I. Ypres Muharebesi 22 Kasım 1914 Tarihinde sona erdi.

    Müttefik Kuvvetlerinin toplam ölü ve yaralı sayısı 58.000'den fazlaydı. Britanya'nın bu kayıplar da ki sayıları; 7.960 ölü, 29.563 yaralı, 17.783 isimsiz ölü ve 2,128 kayıptı. Alman Kuvvetlerinin toplam kayıpları ise 46.765 kadardı.



Kral George ve Kral Albert, I. Ypres Muharebesinden sonra cephede. Kral George savaş sırasında sık sık cephede bulundu.


    I. Ypres Muharebesi'nin sona ermesi ile beraber, bütün devletler savaşın uzun bir süre devam edeceğini anlamıştı. Ypres'ten, Alsace-Lorraine'nin güneyine kadar olan büyük bir cephe çizgisinde siper savaşları başladı. 



I. Ypres Muharebesinden sonra 4 yıl süren Siper Savaşı hattı



    Britanya İmparatorluğu, savaş ekonomisi planlamasını 5 yıla odakladı, asker alımını arttırdı ve kadınların işgücüne alımını 2 katına çıkardı. Savaş posterleri üretimi arttırıldı. Aralık 1914'te, bir savaş kabinesinin kurulması kararlaştırıldı. Kabine, Mayıs 1915'te kurulacaktı. Seferberlik ve uzun bir savaş hali sanattan, bilim dünyasına, spordan, siyasete, halktan, saraya kadar tüm ülkeyi sardı. Savaşın Noel'de bitmeyeceği kesinleştiği gibi artık ne zaman biteceği de meçhuldü. 

    Kraliyet Hükümeti, büyük bir savaşa da hazırlıklıydı. Petrol sıkıntısı olmamakla birlikte, Osmanlı'nın savaşa girmesiyle birlikte bu bölgelerin alınması önemli bir faktördü. Çünkü Romanya'dan petrol nakli imkansızdı. 

    1914 yılı savaşın kaderini belirleyen yıl oldu. Bu savaş daha öncekiler gibi olmayacaktı ve yeni birçok plan ve stratejilerle yürütülecekti.

    Britanya Seferi Kuvvetleri'nin, 1914 yılında ki toplam kaybı 95.654'tü. 

    1914 Noel mesajında Kral George-V ''Savaşın bir an önce zaferle sonuçlanması için, tüm Britanya İmparatorluğu halkını, ülkesini ve şerefini, saldırgan bir işgalciye karşı korumak amacıyla, görevlere davet ediyorum. Şerefli İmparatorluk Ordusu'nun zafer zamanı çok yakındadır'' diyordu.

    1914 Yılı biterken; Britanya, Almanya, Fransa, Rusya, Avusturya-Macaristan ve savaşta ki diğer ülkeler, 24 Aralık 1914 - 10 Ocak 1915 Tarihlerini 'Noel Ateşkesi' ilan etti ve savaş geçici bir süreliğine sustu. 



1914 Noel'inde Alman, Britanyalı ve Fransız askerleri Ateşkes Alanında buluşmaları.


    


 
 Çeviri, Derleyen ve Yazar: Lord Murrays

 Kaynakça:
 http://www.history.com/topics/world-war-i/world-war-i-history
 http://www.worldwar1.com/
 http://www.firstworldwar.com/
 https://www.bl.uk/world-war-one
 http://www.iwm.org.uk/?gclid=CjwKEAjw97K_BRCwmNTK26iM-hMSJABrkNtbQoHJsC0Clv6jfUPCeCzGUuRbo19fWzuQrW1RAG308RoC40rw_wcB
 http://www.bbc.co.uk/history/british/britain_wwone/overview_britain_ww1_01.shtml
 https://www.gov.uk/government/topical-events/first-world-war-centenary
 http://www.parliament.uk/about/living-heritage/transformingsociety/parliament-and-the-first-world-war/
 https://www.sheffield.gov.uk/libraries/archives-and-local-studies/research-guides/world-war-one.html
 https://www.amazon.com/Last-Great-War-British-Society-ebook/dp/B00GA22I5C/
 https://openlibrary.org/books/OL9878334M/Evidence_History_And_The_Great_War
 http://www.nationalarchives.gov.uk/pathways/firstworldwar/index.htm
 https://global.britannica.com/event/World-War-I
 https://openlibrary.org/works/OL4328965W/Bonar_Law
 https://openlibrary.org/works/OL3398398W/The_Great_War_1914-1918

 https://www.ubisoft.com/en-GB/game/valiant-hearts 
 https://www.youtube.com/user/TheGreatWar/featured

    

    
    
    

22 Ekim 2016 Cumartesi

Birleşik Krallık ve Napolyon Savaşları




    Napolyon Savaşları dönemi genel kabule göre 1803-1815 yılları arasındaki döneme tekabül eder. Bu dönem İmparator Napolyon'un, Koalisyon kuvvetlerine karşı siyasi, askeri ve ekonomik tüm çatışmalarını içerir. Birleşik Krallık'ta Napolyon Savaşları sırasında Rusya ile birlikte İmparator Napolyon'un işgaline uğramamış iki ülkeden birisi olup hem Fransa'nın hemde Avrupa'nın diğer devletlerinin kaderini değiştiren bir rol oynamıştır.





    

    Fransız Devriminden 3 yıl sonra 1792 yılından 1802 yılına kadar Fransız Devrim Savaşları gerçekleşti. Birinci ve İkinci Koalisyon, Birinci Fransız Cumhuriyeti'ne karşı savaştılar. Birleşik Krallık'ta bu iki koalisyonda yer aldı ve 1793-1802 tarihleri aralığında Fransa ile sürekli bir savaş halinde bulundu.

    Fakat I. ve II. Koalisyonlar, Fransa'ya karşı mağlup oldu. 1802 yılında Birleşik Krallık ile Fransa arasında Amiens Antlaşması imzalandı. Böylece Fransız Devrim Savaşları sona erdi ama ne siyasi ne de ekonomik sorunlar bitmedi. Fransa, Devrim Savaşları boyunca savunma durumunda olmuştu. 1802 yılından itibaren Napolyon'un yükselişi ile saldırgan konuma geldi. 



İmparator Napolyon Bonaparte. Monarşiyi deviren Fransız Devrimi'nin tüm olanaklarını kullanarak 1805 Yılında Papa'dan taç giyerek Fransa İmparatoru tahtına oturmuştu.


    Mayıs 1803 tarihinde Napolyon, Britanya'yı işgal etmek üzere savaş ilan etti. Bu tarih Napolyon Savaşları'nın başlangıç tarihi oldu.

    Birleşik Krallık'ın Napolyon Savaşları sırasında ki durumunu üç başlık altında inceleyebiliriz.

    - Siyasi ve Finansal Savaş

    - Birleşik Krallık Ordusu
    - Cepheler



Siyasi ve Finansal Savaş

    Savaşın başlaması ile birlikte Birleşik Krallık zaten bir barış yönetimi yaşamıyordu. Savaş ilanı ile birlikte Devrim Savaşlarında olduğu gibi siyasi ve ekonomik ittifaklara başvuruldu. 

    Askeri alanda ise önceki savaşlarda olduğu gibi kara savaşlarından çok deniz savaşlarına ve deniz ticareti güvenliğine önem verildi. Trafalgar Deniz Savaşı ile Fransa'nın Britanya'yı askeri işgali engellendi. 



 Trafalgar Deniz Muharebesi


    

    İmparator Napolyon, Trafalgar yenilgisi ile birlikte askeri bir işgal gerçekleştiremeyeceğini anladı. Bunun üzerine Kasım 1806 Tarihinde 'Kıtasal Sistem' adlı bir ferman yayınladı. Bu fermana göre Fransa ve müttefikleri, Birleşik Krallık ile tüm ticari bağlarını kesecek ve genel ambargo uygulayacaktı. Prusya ve Rusya'yı da Tilsit Antlaşması ile bu ambargoya katılmalarını sağladıktan sonra Aralık 1807 Tarihinde başka bir fermanla ile Fransa ve müttefik limanlarından, Britanya limanlarına ticaret yapan her gemiyi, Britanya Gemisi ilan edileceğini ve el konulacağını ilan etti. Böylece Britanya ticareti ve ekonomisi tamamen yıkılacaktı.



'Kıtasal Sistem'

    Fakat Britanya bir deniz imparatorluğuydu. Napolyon'un ablukası ise kara egemen devletleri içeriyordu. Ayrıca bu devletlerin tüccarları bile çoğu zaman ambargoyu deldi. Çünkü bu ambargolar, Britanya'dan çok bu devletleri vuruyordu.

    Britanya ise bu politikaya çok sert tepki verdi ve üstün deniz gücü ile Fransa ve müttefiklerinin limanlarını ablukaya aldı. 'Kıtasal Sistem' politikası bir 'bumerang' etkisi ile Fransa'yı ve müttefiklerini vurmuştu. Yine de İmparator Napolyon, ablukaya devam etti.

    Britanya ise üstün deniz gücünü sonuna kadar kullandı. Rusya 1812'de 'Kıtasal Sistem'den ayrıldı. Osmanlı ise başından itibaren Britanya ile ticaretini devam ettirdi. ABD ise 1812 yılında bu ambargoya destek vermesi 1812 Savaşı'na yol açacaktı.

    Birleşik Krallık'ın finansal durumu ise sadece bundan ibaret değildi. 'Kıtasal Sistem' ekonomiyi yıkmadı ama ciddi anlamda sarstı. Ayrıca deniz ablukaları, Amerika Kıtasında ki Fransa ile gerçekleşen kara savaşları ve savaşın son dönemlerinde ki kara savaşları, kraliyet ekonomisini büyük bütçe açıkları ile karşı karşıya getirdi. 

    1814 Yılı Britanya bütçesinin geliri 66 Milyon Sterlin'di. Giderler ise; Ordu için 40 Milyon Sterlin, Donanma için 12 Milyon Sterlin ve müttefikler için 10 Milyon Sterlin'di ve bunlar sadece askeri harcamalardı. 38 Milyon Sterlin'lik gider ise klasik bir yöntemle çözüldü: İç borç.

    Savaşın sonunda Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı'nın resmi iç borcu tam 682 Milyon Sterlin'di. Bu rakam savaş bittikten sonra kaldırılan savaş vergilerinden sonra yıllık 50-58 Milyon Sterlin geliri olan bir devlet için büyük bir meblağ idi. Borç sorunu savaştan sonra Fransa ve yenik müttefiklerinden alınan tazminatlar ve ticari imtiyazlar ile dengelenmeye çalışıldı. 

    Savaş sırasında diğer bir siyasi silah Fransız Devrimi'nin getirdiği haklar, milliyetçilik anlayışı ve devrimci ruhtu. Halbuki Britanya 1792-1803 yılları arasında bu anlayışın ülkesi üzerindeki yıkımı durdurmak amacıyla savaşmıştı. Fakat Napolyon Savaşları sırasında bu argümanları, Fransa işgali altındaki ülkelerde ve uyduları arasında yayılmasını destekledi. Özellikle Hollanda, Belçika ve Prusya ülkelerinde ki milliyetçilik akımları siyasi ve ekonomik olarak açık veya gizli desteklendi.


Birleşik Krallık Ordusu

    1803 Yılında savaş patlak verdiğinde Britanya Ordusu, savaş durumundan tam çıkmamıştı. Silah altında hala ciddi bir ordu vardı. Bu askerlerin birçoğu Fransız Devrim Savaşlarında savaşmış tecrübeli askerlerden oluşmaktaydı.

    Birleşik Krallık hinterlandında 3 ayrı asker alma merkezi vardı. Bunlar İngiliz ve Galli askerlerin katıldığı Güney Britanya merkezi, İskoçların katıldığı Kuzey Britanya eğitim merkezi ve İrlandalıların katıldığı Dublin Muhafız Merkezi idi. Bu merkezlerden genelde piyade askerleri alınıyor ve eğitiliyordu.

    Orduya başvuru ve alım fazlaydı. Çünkü Devrim Savaşları ile artan asker ihtiyacı ve ekonomik bozukluk birçok kişi için orduyu bir nevi iş alanı durumuna dönüştürüyordu. Fakat bu durum da her kesim ve 12-55 yaşa kadar askere alım aralığından dolayı ordunun nitelikli personel kalitesini düşürdü. Napolyon Savaşları'nın son yıllarında ordunun %70'inden fazlası uzmanlık eğitimlerini adeta cephede almıştı. 

    Yine de Kraliyet Hükümeti savaşın sonuna kadar orduya alımları teşvik etti. Tam 1 milyondan fazla sivil 12 yıl içerisinde orduya katılmıştı.

    Ordunun en büyük kesimini piyadeler oluşturuyordu. Piyadeler, savaş başladığında 26 savaş sonunda 34 sınıfa ayrılmıştı. Bunlar, muhafızlardan (Irish Guards / İrlandalı Muhafızlar, Scottish Guards / İskoç Muhafızlar vb.), elit birliklere, gözcülerden, tüfek birliklerine kadar geniş bir skalaya sahiptiler.



Birleşik Krallık Piyade Birlikleri


    Piyade taktiklerinin birçoğu 18. yüzyılın son yıllarında şekillenmişti. 18. yüzyılın ikinci yarısı ve 19. yüzyılın ilk yarısında ki savaşların, diğer hiçbir savaş türüne benzemediği açıktır. Ordular karşı karşıya gelir ve siper almadan birbirlerine ateş ederlerdi. Saldırı yapan ordu bir yere kadar yürüyerek düşmanın üzerine gider, sonra da süngü hücumu yapardı. Bu savaş şekli hiçbir tarihi alanda görülmemişti. 

    Tüfeğin savaş alanına girmesine kadar askerler kalkanları ve kılıçları ile savaşırdı. Tüfeğin savaş alanına girmesinden sonra dahi 200 yıllık bir dönemde askerler kalkanlarını kullanmayı devam ettirdi. 18. Yüzyılın ikinci yarısında kalkanlar artık kullanılmaz oldu. Ordular daha düzenli bir şekilde tertipleniyordu ve bugünün veya ondan önceki zamanlara göre çok 'süslü' ve 'resmi' üniformalar giyiyorlardı. 

    Bu taktiklerin Napolyon Savaşları sırasında verdiği zarar devletleri derinden etkiledi. 1830'lu yıllarda siper teknolojisinin gelişmesiyle ordular saldırı sırasında daha yavaş ama daha az kayıplar verme doktrinini geliştirdiler.

    İşte böyle bir durumda Birleşik Krallık Ordusu'da günün taktiklerini benimsemişti. Fransız Devrim Savaşlarında yıllarca savaşan, Amiral Lord Samuel Hood ve General Lord Henry Addington daha uzun menzilli ve dolumu daha kolay tüfekler geliştirdiler. Lord Addington'un 1801 yılında ölümü üzerine tüfeklerin menzilinin arttırılması hedefini Lord Hood devam ettirdi.

    Ordu da 'Brown Bess' isimli tüfek 1805 yılında dakikada 3 barut mermisi atabilirken, bu tarihten sonra yeni eklemesiyle 4 barut mermisi atabiliyordu. Aynı uyarlamalar birkaç tüfeğe daha yapıldı. Böylece bir piyade taburu, 1805 yılında dakikada 1000 kadar barut mermisi atarken, savaşın sonunda 1500 barut mermisi atabiliyordu.



Brown Bess model tüfeğin bir replikası


    
    Gerek piyadelerin gerekse diğer birliklerinde (Deniz Kuvvetleri de dahil) üniformaları da Napolyon Savaşlarında değişikliğe uğradı. Avrupa Ordularının hepsi gibi (Osmanlı İmparatorluğu hariç) Birleşik Krallık ordusunun da üniformaları 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren değişti.

    Askerler sınıflarına, birliklerine ve branşlarına göre ayrı ayrı renklerde ceketler giyiyorlardı. Kraliyet Ordusu'nun ise genel rengi kırmızı ceketti. Bu birliklere daha önce özel birlikler iken zamanla birçok birliğe Red Coat / Kırmızı Ceket dağıtıldı. Böylece tek tip bir ordu görünümü verildi. Bunun haricinde yeşil ve az da olsa sarı renkli ceketlilerin oluşturduğu birlikler vardı. Denizciler ise mavi ceketlilerden oluşuyordu. 

    Lakin ceketler bir sıkıntı oluşturmaz iken askerlerin alt-giyimleri ise bir felaketti. 16. ve 17. yüzyıllarda, Avrupa'da ve Birleşik Krallık'ta erkek giyiminde suspansuvara benzeyen dar pantolonlar modaydı. Bu akım saray, aristokrasi ve üst sınıf arasında ortaya çıkmış farklı varyasyonlar halinde halk tarafından da kullanılmaya başlanmıştı. Ordu da bu giyim örnek alınarak üniformalar dikildi. Bu durum hem subaylar hem erler için çok büyük bir sorun oluşturuyordu. Fakat ordu, asaletin ayrı bir türünün yaşandığı yerdi ve 'Monark'ın Ordusu, Monark'ı temsil etmeliydi'.

    Bu üniforma giyimi askerlerin bacaklarını ve kasık bölgelerini zedeliyor ve tahriş ediyordu. Rahat değildi. Özellikle diz altında ki sıkı çoraplar, bacaklarda birçok soruna sebep oluyordu. Özellikle denizci askerlerde durum çok daha vahimdi. Napolyon Savaşları'nın başlamasından kısa bir süre sonra Britanya Ordusu'nda er ve astsubay üniformalarında bu tarz pantolonlar yerine, çorapları çok daha kısa olan, çizmeli ve günümüz erkek pantolonlarına benzeyen bacak ve kasık bölgesini rahat bırakan pantolonlar üretildi.



Birleşik Krallık Ordusu Piyade Birliklerinde Üniformaların 100 Yıllık Evrimi

    
    Yeni üniformaları subaylar benimsemedi. Subay pantolonlarının da değişmesi Napolyon Savaşları'ndan sonra mümkün oldu.

    Ortaçağ'da şövalyeler, orduların tanklarıydı. Bu geleneği süvariler devraldı. Süvari sınıfının eğitimlerine ayrı bir önem veriliyordu. Orduya alımların en yoğun olduğu dönemlerde dahi süvari alımları ve eğitimleri ayrıcalıklı oldu. 

    1802 yılında Birleşik Krallık Ordusu'nda 6 çeşit süvari bulunmaktaydı. Bunlar; Mızraklı ve Hafif Kılıçlı Süvari, Tüfekli ve Hafif Kılıçlı Süvari, Tüfekli ve Ağır Kılıçlı Süvari, Gözcüler ve son olarak Muhafızlar sınıflarıydı. Bu sınıfların hepsinin eğitimi ayrı ayrı yapılır ve askerler ilk girdikleri sınıfları ne ise o sınıftan devam ederlerdi. Süvari sınıfına alınan bir asker, tüm eğitimlerden geçer, mızrak, tüfek, hafif kılıç ve ağır kılıçları kullanırdı. Bu eğitimler sonunda asker bir sınıfa seçilir ve o silahlara sahip olurdu. Bu sınıfların subayları ise her türlü silahı kullanırdı.

    Bu 6 çeşit süvari sınıfının da kendi içlerinde elit birlikleri vardı. Örneğin; Dragoons olarak isimlendirilen süvari birlikleri tecrübeli askerlerin oluşturduğu, Tüfekli ve Ağır Kılıçlı Süvari sınıfına mensuptu yada muhafız sınıfı da her sınıftan seçilen elit askerlerin oluşturduğu sınıftı ve bu muhafızlarında kendi aralarında birlikleri vardı. 



Britanya Ordusu'nda Dragoon Birliklerinden bir tasvir


    Topçu sınıfları da savaş boyunca değişim gösterdi. Bu sınıfların sayısı savaşın başında 6, savaşın sonunda 11 idi. Howitzer toplarından, havan toplarına ve küçük çaplı toplara kadar birçok sınıf vardı. Bu savaşlarda ilk kez düzenli olarak roket birlikleri de kullanıldı. Topçu askerlerin eğitimi de ayrıcalıklı ve uzundu. Bu sınıfa genelde, fiziken daha güçlü ve meslek erbabı kişiler alınırdı.

    Deniz Kuvvetleri'nin ise yıllardır süregelen düzenli ve ayrı bir yapılanması vardı. Britanya bir deniz imparatorluğu olmasının verdiği tecrübe ve donanma ile özellikle Trafalgar galibiyetinden sonra Fransa ve müttefiklerine karşı denizlerde kesin bir zafer kazandı. 

    Birleşik Krallık ordusu için diğer bir önemli kaynak dış/yabancı alımlardı. Kraliyet kolonilerinden muazzam bir asker istihdamı sağlıyordu. Hatta Britanya Ordusu'nun yapılanması gereği, bu askerlerin sayısı barış döneminde çok daha fazlaydı. Kraliyet Ordusu genelde merkezden kolonilerine az asker ve nitelikli subay gönderir bu bölgelerden tertiplediği birlikler ile kolonilerini savunur ve güvenliği sağlardı. Savaş zamanında da bu birliklere alımlar daha da arttı.

    Amerika Kıtası'nda ki birlikler bu kıtada Napolyon'a ve 1812 yılında ABD'ye karşı savaştı. Hindistan ve diğer Asya'dan alınan askerlerin bir kısmı Avrupa'ya getirilirken bir kısmı da Fransa'nın kolonileri ile savaştı. Fransa'nın, Amerika Kıtası'nda ki kolonileri o dönem için daha az olduğundan bu cephelerdeki savaşlar daha sakindi. 

    Yabancı asker alımın diğer kaynakları ise Avrupa'dan alınan askerlerdi. Napolyon Savaşları sırasında bunların en ünlü olanı King's German Legion / Kralın Alman Lejyonu ve King's Swiss Legion / Kralın İsviçre Lejyonu idi. Bu askerlerin büyük kısmı Fransa'nın işgalinden bir şekilde kaçmış ve gemilerle Birleşik Krallık'a ulaşmış askerlerdi. 

    Bunların dışında, Hollandalı, Yunan, İspanyol ve Danimarkalı askerlerden oluşan birlikler de mevcut oldu.

    (Bkz: Napolyon Savaşları ve Birleşik Krallık Ordusu Portreleri)

    
Cepheler

    İkinci Anglo-Maratha Savaşı: 1803 yılında, Fransa tarafından desteklenen ve ilk savaşta kaybettiği toprakları ve Salbai Antlaşması'nı geçersiz kılmak için yine Fransa tarafından kışkırtılan Maratha İmparatorluğu'nun, Britanya'ya ödediği vergiyi reddetmesi üzerine patlak veren savaş. 1805 yılında Assaye Muharebesi ile kesin Britanya zaferi ile sonuçlandı.

    Karayipler Cephesi: 1804 yılında Fransa'nın, Britanya'nın Amerika Kıtasında ki deniz gücünü kırmak amacıyla Haiti'yi bombalaması ile birlikte başlayan açılan cephe. Karşılıklı deniz muharebeleri ve küçük kara çatışmaları ile 6 yıl sürdü. 1810 yılında, Britanya ve müttefiki Hollanda'nın (Hollanda anavatanı Fransa tarafından işgal ve ilhak edilmişti) kesin zaferiyle sonuçlandı. Fransa bu bölgede ki tüm kolonilerini kaybetti.

    Sicilya ve Napoli Krallığı - Napoli Cephesi: Napolyon'un, tüm İtalya'yı fethedip, İtalya Kralı ilan edilmesinden hemen sonra Birleşik Krallık müttefiki Sicilya ve Napoli Krallığı Kralı Ferdinand'ın çağrısı ve Napolyon'un gücünü kırmak amacıyla 1805 yılında bölgeye asker gönderdi. Rusya'da bu cepheye, Birleşik Krallık ile birlikte asker göndermişti. 1 yıllık Napoli cephesi, Napolyon'un bölgeye güçlü bir ordu göndermesi üzerine Britanya ve Rusya kuvvetlerinin çatışmaya girmeden Napoli'den çıkmasıyla sona erdi.

    Sicilya ve Napoli Krallığı - Sicilya Cephesi: Ruslar bölgeden tamamen çekildi. Britanyalılar ise Sicilya adasına çekildi. Napoli'yi almasından sonra Jean Reynier komutasındaki Fransız ordusu, Messina Boğazı'nı hızla geçti. Temmuz 1806 yılında gerçekleşen Maida Muharebesi, Britanya ve Sicilya-Napoli Krallığı kuvvetlerinin galibiyetiyle sonuçlandı. Napolyon için bu başarısız savaştan sonra Sicilya üstüne yürünmedi. Britanya ve müttefikleri ise bu adayı bir üs olarak kullandılar. 

    Danimarka Cephesi: Fransa'nın, Danimarka'yı bir müttefike dönüştürmesinden sonra Avrupa'da kayda değer bir deniz gücü bulunan Danimarka, Birleşik Krallık'ı tehdit ediyordu. Kraliyet, Danimarka'nın deniz gücünü kırmak amacıyla Ağustos 1807'de doğrudan başkent Copenhagen'e bir deniz saldırısı düzenledi. Burada demirli bulunan Danimarka Donanması'na baskın yapıldı. Şehir ablukaya alındı ve bombalandı. Danimarka Donanması'nın bir kısmı imha edilirken bir kısmı da Britanyalılar tarafından teslim alındı.  

    Walcheren Cephesi: 1809 yılında Avusturya'nın Fransa'ya savaş ilan etmesiyle, Fransız Orduları, Doğu Avrupa'ya yöneldi. Bunu fırsat olarak gören Kraliyet Hükümet, Hollanda'ya ait, Hollanda anakarasına çok yakın bir ada olan Walcheren'e çıkartma yaparak ikinci bir cephe açmayı planladı. Temmuz 1809'da 20.000 kişilik bir kuvvetle adayı istila eden Britanya birlikleri daha Ağustos ayından itibaren, Fransız denetiminde ki Hollanda birliklerine karşı ilerleme başarısı gösteremedi. Napolyon'un, Avusturya Cephesinden yolladığı askerlerin bölgeye ulaşmasıyla durum, Britanya için daha da dezavantajlı oldu. Aralık 1809'da, 2000'den fazla ölü ve esir ile adadan ayrıldı.

    Hint Okyanusu: Hint Okyanusu'nda ki savaşlar korsanlar ve az da olsa karşılıklı donanma çatışmaları ile geçti. 1810'dan itibaren Kraliyet Donanması planlı bir harekat yürüterek, Fransa'ya ait Java'yı ve birçok Fransız toprağını istila etti.

    İspanya-Portekiz Cephesi: Birleşik Krallık Ordusu'nun en yoğun olarak savaştığı cephelerden birisi İspanya ve Portekiz oldu. 
    
    Portekiz, Napolyon'un 'Kıtasal Sistem' politikasına onay vermeyen bir yaklaşım sergilemesi üzerine Napolyon'un 1807 yılındaki gönderdiği orduyla işgal edildi. Bu arada Fransız karşıtı İspanyol direnişçilerinin, İspanyol tahtına karşı organize bir gerilla harekatına girmesi İspanya'yı bir iç savaşın eşiğine getirmişti. 1808 yılında Kral Carlos'un tahttan oğlu lehine feragat etmesini fırsat bilen Napolyon, Joachim Murat komutasında ki bir orduyla Madrid'i işgal ettirdi. Tahta da Joseph Bonaparte geçti. Bu işgale karşı İspanyol direnişçiler ülkenin güneyine çekilerek burada tam kontrol  ve 6 yıl boyunca hem Madrid'e hemde Napolyon'a karşı başarılı bir savaş yürüttüler. 

    Britanya Ordusu'da toprağı olan Gibraltar üzerinden İspanyol direnişçilere yardım ettiği gibi bölgeye asker gönderdi ve burada 6 yıl süren karşılıklı bir savaş başladı. 1812 yılında, Rusya seferi sebebiyle 50.000'den fazla Fransız askeri bölgeden ayrıldı. Geriye kalanlar; direnişçiler ve Britanya Ordusu karşısında Albuera ve Badajoz'dan çekildi. 

    1812 yılında Wellington Dük'ü Arthur Wellesley komutasındaki Britanya Ordusu, Portekiz'e çıkarma yaptı. Hem güneyde hem batıda Fransız ordusu geri çekildi. İspanyol direnişçileri-Britanya Ordusu koalisyonu, 1813 yılında Madrid'i aldı. Lord Wellesley, aynı yıl Pirene Dağlarını geçti ve Fransız anavatanını güneyden tehdit etmeye başladı. Kasım 1813'de Nivelle, Aralık 1813'te Nive'yi aldı. Napolyon, Paris'e ulaştıktan sonra İspanya-Portekiz Cephesi'nde savaşı kaybettiğini kabul etti ve Kral Carlos'un oğlu Ferdinand'ı serbest bıraktı ve krallığını tanıdı. Böylece İspanya-Portekiz Cephesi kesin Koalisyon zaferi ile sonuçlandı.

    Hollanda Cephesi: 1814 yılında Kraliyet Hükümeti Hollanda'ya bir kere daha asker çıkarma kararı aldı. Sir Thomas Graham komutasındaki küçük bir ordu çıkarma yaptı. Fakat Şubat 1814'de Bergen kalesini aldıktan sonra Mart 1814'de ilerlemeleri durduruldu. 

    Napolyon'un Yüz Gün'ü: Napolyon, Paris Muharebesi'nde Rus ve Avusturyalı kuvvetlere yenildikten sonra Elba Adası'na sürgüne gönderildi. Galip devletler ise Viyana Kongresi'nde buluştular.

    Fakat özellikle Rusya ve Avusturya arasındaki çıkan anlaşmazlıklar, savaşın tüm yükünün Fransa'ya yüklenmesi, Fransa'da ki belirsizlik durumu, Bourbonların yeniden tahta çıkması ve yenilgi psikolojisi Napolyon için kaçınılmaz fırsattı. Elba Adası'ndan kaçmayı başaran ve kendisini durdurmaya gelen orduların da kendisine katılmasıyla Paris'e dönen Napolyon son bir savaş için hazırlıklara başladı. 

    Galip devletler aralarındaki anlaşmazlığı bırakıp yeniden birleştiler. 18 Haziran 1815 yılında Waterloo Muharebesinde, Koasliyon kuvvetleri Napolyon'a karşı kesin bir zafer kazandı ve 9 Temmuz'a kadar küçük çatışmalarla Paris'e yürüdüler. 



Waterloo Muharebesi


   

   İmparator Napolyon Bonaparte, 22 Temmuz 1819 Tarihinde tahttan 2.kez indirildi. Birleşik Krallık Ordusu tarafından tutuklandı ve Britanya kolonisi St. Helena adasına sürgüne gönderildi. 

    Böylece Napolyon Savaşları sona erdi.

    Savaştan sonra Birleşik Krallık Ordusu'nun %50'sinden fazlası terhis edildi. Ordu da kalmayı tercih edenler ise farklı bölgelerde görevlendirildiler.

    

 Çeviri, Hazırlayan ve Yazar: Lord Murrays

 Kaynakça:
 http://www.napoleonguide.com/index.htm
 https://openlibrary.org/books/OL3704479M/The_Oxford_history_of_the_British_Army
 https://openlibrary.org/books/OL7927076M/The_Measure_of_All_Things

 https://openlibrary.org/books/OL26046234M/Narratives_Of_The_Revolutionary_And_Napoleonic_Wars_Military_And_Civilian_Experience_In_Britain_And_
 https://openlibrary.org/books/OL2103445M/British_infantry_of_the_Napoleonic_Wars

 http://warof1812.ca/41stregt.htm
 https://books.google.com.tr/books?id=t0WvnpSQlbsC&pg=PA7&redir_esc=y
 https://books.google.com.tr/books?id=RuVnAAAAMAAJ&q=isbn:0091739268&dq=isbn:0091739268&hl=tr&sa=X&ved=0ahUKEwinjYX37uzPAhXLVxoKHRsRCsEQ6AEIHTAA